Bakar kör yaşamak...

Görmek için bakmak bakabilmek için de gözlerin olması gerekiyor. İnsanı yaratan Allah(c.c) doğadaki varlıkları bu varlıklardaki sırları ve güzellikleri önce kendisine sonra çevresine bakarak görsün ve gördükleri ile iman etsin diye gözleri yaratmış.

“And olsun ki; biz, cinlerden ve insanlardan bir çoğunu Cehennem için yarattık. Bunların kalpleri vardır; kavrayamazlar. Gözleri vardı; göremezler. Kulakları vardır; işitmezler. Onlar, hayvan gibidirler. Hatta daha da şaşkındırlar. İşte asıl gafil olan onlardır.” Araf Suresi, 179. Ayet

Maalesef insan varlığı nankör bir varlıktır. Sahip olduğu değerlerin kıymetini bilmiyor. İki bacağı üzerinde taşıdığı servetin değerini ya kaybedince ya da bir zarara uğrayınca anlıyor. Bunu test etmek çok kolay. Beş dakika gözlerimizi kapatarak yaşamaya çalıştığımızda ne demek istediğim anlaşılmış olur.

Ormana bakan insan ormanı oluşturan ormanı görüyor; ormanı oluşturan ağaçları ve onun sırlarını görmüyor.

Gökyüzüne bakan insan; semadaki düzeni ve işleyişi görmeyip sadece kayan yıldızlara kafayı takıyor. Fal bakıyor.

İnsan; yapay zekanın yaptıklarına hayranlık duyuyor; kendi zekasını görmüyor.

Anne karnında dokuz ay insanın gelişim sürecini görmüyor; tüp bebek mucizesine şaşırıyor.

Su gibi akıp giden zamana şaşırıyor; zamanın hızla aleyhine işlediğini görmüyor.

Sevdiklerinin bir gün kendisini terk edip gideceğini veya kendisinin sevdiklerini terk edip gideceğini düşünmeden benlik duygusu ile yaşıyor; sevdiklerini görmüyor.

Çıldırmış gibi çalışan ebeveynler ellerinden kayıp giden çocuklarının yanlış davranışlarını görmüyor.

Yolda eşini döven kocayı gören insanlar devam edip gidiyor; görmüyor.

Toplu taşıma araçlarında oturan genç, uyku rolünü oynayıp ayaktaki yaşlı insanı görmüyor.

Oy kullanan seçmen, partisinden aday olanın zalim, hırsız , yetersiz olduğuna bakmadan oy veriyor; görmüyor.

Gençler; hayatlarını zehirleyen içki, kumar, uyuşturucu, fuhuş gibi kötü alışkanları bildiği halde görmüyor.

Öğrenci öğretmenin anlattıklarını görmüyor.

Cep telefonuna kilitlenmiş çocuklar anne ve babalarını ve çevrelerini görmüyor.

Evlatlar; yemeyen yediren, giymeyen giydiren fedakar anne ve babalarını görmüyor.

Yağmur yağmadığı zaman yağmur duasına çıkan Müslüman, yağmur yağdığı zaman Allah’ ı görmüyor.

Camide imamı hutbede dinleyen cemaat imamı görüyor; anlattıklarında ki sırrı görmüyor.

Kar tanelerini romantik duygularla izleyen insan kar tanelerinin her birinin ayrı desen ile yaratıldığını görmüyor.

Son model arabanın motor sesini hayranlıkla dinleyen insan bir ömür boyu durmadan dinlenmeden çarpan kalbinin sesini duymuyor; görmüyor.

İnsan; yaşadığı hayatın doğumla başlayan ölümle bitecek bir süreç olduğunu görmüyor.

Bir ömür yapılan iyi ve güzel şeyler bir yanlışta unutuluyor; yıllara dayanan dostluk unutuluyor; görülmüyor.

Duyduklarına inanıp; görme ihtiyacını duymuyor; ön yargılarla karar verilebiliyor.

Beyinler dumanlı, gözler perdeli, kulaklar tıkalı kalpler sevgi yoksunu olmuş.

Teknoloji, insanları köle yapmış. Gel deyince gidiliyor; git deyince gidiliyor.

Özellikle çocuklar! Çocuklarımızı kurtaracak adımları bir an önce atmalıyız. Onları görmeliyiz.

Bakan değil; gören nesiller gelsin istiyorsak; bakan gözlerle değil gören gözlerle yaşamalıyız. O zaman hem kendimizi hem sorumlu olduğumuz çocuklarımızı kurtarmış oluruz.

Velhasıl! Toplum bakar kör olarak yaşıyor.

Bakar körlerin oluşturduğu toplumlar da sıkıntılar bitmez.

HAYATIN ANLAMI

Halktan biri hayatın anlamını anlamaya kafaya takmış. Kime sormuş ise tatmin edici bir cevap alamamış. Bilge bir adam tavsiye edilmiş. Onun yanına gitmiş. Bilge Adam meraklının sorusuna bir istekle cevap verebileceğini söylemiş. Meraklı adam; bilge adamın eline aldığı içi sıvı yağ dolu kaşık ile evin bahçesini dolaşıp yağı hiç dökmeden getirmesi isteğini kabul etmiş. Eline aldığı ağzına kadar yağ dolu kaşık ile bahçeyi dolaşıp geri gelmiş.

Bilge Adam: “Bahçede gördüklerini bana anlatır mısın?”

“Efendim! Kaşıktaki yağı dökmemek için çevreme bakamadım ki neyi anlatayım?”

“O zaman tekrar bahçeye dön. Bu sefer çevrene bakarak dolaş ve bana gördüklerini anlat.”

Meraklı Adam; elinde yağ dolu kaşık ile bahçeye dönmüş; dolaşmış geri gelmiş. Gelmiş ama kaşıkta yağ kalmamış. Ancak; bahçenin tüm güzelliklerini tek tek anlatmış. Bilge adam; elini meraklı adamın omzuna koymuş.

“Evladım! Hayatın anlamı senin hayata nasıl baktığına bağlıdır. Eğer; hayatını tek bir noktaya bakarak yaşarsan hayatın güzelliklerini göremez, hayatın anlamını anlayamazsın. Hayatın anlamı; senin hayata verdiğin önem ve değere göre değişir. Hayatı bakarak değil; görerek yaşamak hayatına anlam kazandırır.”

Meraklı adam; ikna olmuş bir şekilde oradan ayrılmış.

Bakan gözler değil gören gözler umuduyla...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Eyüp Özdumanlar - Mesaj Gönder

# gibi

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Tuna Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Tuna Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Tuna Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Tuna Gazete değil haberi geçen ajanstır.