Yazıma başlıkla hiç alakası olmayan bir mevzu ile giriş yapacağım. Öncelikle annem hep der ki:'' Aman yavrum konuştuğuna güldüğüne dikkat et, başına gelmeden ölmeyeceksin'' Ben bu sözü bir adım ileri taşıyarak diyorum ki yazdıklarınıza da dikkat edin ey sevgili arkadaşlarım, çünkü yazı döner dolaşır gelir intikamını alır.
Geçen haftasonlarından birinde tv karşısında miskinlik yapıp magazin programlarını izlerken hiç de şaşırtıcı olmayan bir tesadüfle Serdar Ortaç konserlerinin haberleri çıktı. Pek tarzım olmadığı için çok dinlemem kendisini, hatta hep aynı kasedi çıkarıyor gibi gelir ne yalan söyleyeyim.. Ama arkadaşlar adam bir şarkı yapmış orada burada azar azar dinlediğimden midir nedir kendisine karşı beslediğim hislerden ötürü utanmama neden oldu. '' Sen öptüğüm ilk gece bahçede/ yüreğim duruyor orda öylece '' gibi sözleri var, dinlemişsinizdir ( sonradan sözlerini araştırdım tabi ). Tabii ki tarzım değil diye başarısını küçümseyecek değilim Serdar Ortaç'ın. Hatta buradan bir ders de çıkarabilirim, samimiyetle yapılan her iş, her ürün hedef kitlesini bir yerde yakalayıp içine girer.
Peki bu mevzuu iş hayatıyla nasıl bağlayacağım?
Şöyle, haftasonu şarkıyı duyar duymaz hah işte bu diye zıplayınca ev arkadaşıma kıssadan hisse misali hiçbirşeyin arkasından atıp tutmamak gerektiğini, gün gelip beğenmediğin birşeyin kendini sevdirebileceğini söyledim. O başıyla onaylarken ''bişey daha vardı böyle arkasından konuşup konuşup sonra sevdiğim, o neydi '' diye sordum. İŞ HAYATI dedi. Bir sessizlik oldu haliyle... Kahkaha öncesi sessizlik..
Evet, bu son işimde gece gece ütü seansları, akşamın 10'unda mesaiyi bitirip evde çalışmaya devam edebilme yeteneği, haftasonu çalışma olmadığı halde denk gelirse çalışabilme güdüsü ile işim beni iyice içine aldı. Yazarken bir yandan korkuyorum nazar filan değer, taklaya gelirim diye ama bunu hayatta hiçbirşeyden umudu kesmemek lazım demek için yazdım. Yani herkesin seveceği '' iş hayatı '' diyerek hayatın komplesinden ayırmayacağı; hatta işi, aşkı,geneli, özeli ile bütün bir hayatı yaşarken 8.30-17.30 mesaisine - ve 17.30'da daha hiç çıkamamışken - şikayet etmeyeceği bir şekli olabiliyormuş.
Tabi ki insanın birlikte çalıştığı insanlarla aynı dili konuşması önemli. Eski işlerime haksızlık etmeyim her zaman aynı dili konuştuğum insanlar oldu, ama ilk defa altın oranı buldum sanırım.
Bu yüzden diyeceğim o ki : Bir sabah keyifle uyanıp işe gitmek için hazırlanırken fon müziğiniz şu olabilir : '' Seni öptüğüm ilk gece bahçede, yüreğim duruyor orda öylece ... ''