Resûlullah’ın çocuklara sevgisi, pek fazla idi. Bir yola çıktığı zaman en son veda ettiği insan, kızı Hz. Fâtıme idi. Yoldan döndüğü zaman da O'nu ilk karşılayan yine o idi. Bir kere Resûlullah seyahatte iken Hz. Fâtıme çocuklarına gümüş bilezik yaptırmış, evinin duvarlarına perdeler koydurmuştu. Resûlullah avdet ettiği zaman bunları görmüş, Fâtıme'nin evine girmemişti. Fâtıme hatasını anlamış, bunları derhal kaldırmıştı.
Hz. Fâtıme, Resûlullah'ı ziyarete geldikçe Resûlullah onu ayağa kalkarak karşılar, onu alnından öper ve yerine otururdu.
Ebu Katâde diyor ki: Bir gün mescidde oturuyorduk. Resûlullah da, kucağında kızı Hz. Zeyneb'in çocuğu ümâme olduğu halde geldi. Çocuk kucağında olarak namaz kıldı. Resûlullah, rükû ve secdeye varacağı zaman çocuğu yere bırakıyor, kıyam esnasında çocuğu kucağına tekrar alıyordu. (Nesâî).
Hz. Enes diyor ki: “Resûlullah kadar ailesini seven bir adama rastlamadım. Resûlullah’ın oğlu İbrahim, Avâlî'de yetişti. Resûlullah, Medine'den dört mil mesafede olan bu yere bazan yaya gider ve oğlunu ziyaret ederdi.”
Bir defa Akra' bin Habis gelmiş, Resûlullah'ı Hz. Hüseyin'i severken görmüş, “Benim on torunum bulunduğu halde birini de alıp sevdiğim yoktur” demişti.
Resûlullah, Hz. Fâtıme'nin oğulları Hasan ve Hüseyin'i candan sever, Fâtıme'nin evine gittikçe “Oğullarımı getir!” der, onları sever ve öperdi. Bir gün Resûlullah, mescidde va'z ederken Hasan ve Hüseyin düşe kalka gelmişler, Resûlullah onların bu halini görünce tahammül edememiş, minberden inmiş, onları kucağına almış, minbere yakın bir yere oturtmuş, “Mallarınız ve evlâdlarınız sizin için imtihandır!” demişti.
Bir gün Resûlullah bir yere davet olunmuş, giderken Hüseyin'in yolda oynadığını görmüştü. Hüseyin'e kollarını uzatmış, Hüseyin koşa koşa gelirken birden bire kaçmış ve bu hareketi birkaç kere tekrar etmişti. Nihayet Resûlullah onu yakalamış, bağrına basmış, “Hüseyin benimdir, ben de Hüseyin'inim” demişti. Resûlullah Hasan'ı kucağına alır, “Ya Rabbi! Bu çocuğu seviyorum, sen de onu sevenleri sev!” derdi.
Resûlullah’ın kızı Zeyneb'in kocası olan damadı, Bedir savaşında müslümanların eline esir düştüğü zaman Resûlullah onun fidyesini verememiş, kızına haber göndermiş, o da kendisine validesi Hadice tarafından hediye edilen bir gerdanlığı fidye olarak göndermişti. Resûlullah, bu gerdanlığı görünce çok müteessir oldu ve ağladı. Sonra Ashabına “Muvafakat ederseniz bu gerdanlığı Zeyneb'e iade edeyim” demiş ve hepsi de muvafakat etmişlerdi.
Resûlullah, torunlarından biri ölürse müteessir olurdu. Resûlullah’ın oğlu İbrahim öldüğü zaman Resûlullah ağlamış, “Gözler yaş döküyor, kalbler hüzünle dolu; fakat biz ancak Allah'ın sevdiği ve hoşlandığını söylüyoruz.” demişti.
Resûlullah’ın bu sevgi ve şefkati yalnız kendi çocuklarına mahsus değildi, bütün çocuklara şamildi.