Hayat kısa. Mücadele ve azim şart

  • Yazının Tarihi: 10 Temmuz 2020
  • Yazar: Hasan BOZBEY
  • Bu yazı 2057 defa okundu.
  • Yazıyı Sosyal Medyada Paylaş:
  • Googleda Paylaş
  • Twitterda Paylaş
  • Facebookta Paylaş

HASAN BOZBEY YAZDI…

Bugün iki ayrı hikayeyi sizinle paylaşmak istiyorum.

Hayatın yoğun temposu içinde zaman zaman bir çok önemli olayı atlıyoruz.

 

İş insanının işleri bozulmuştu. Ne yaptıysa olmuyordu. Bir zamanlar çok başarılı bir insan olmasına rağmen şimdi büyük olan sadece borçlarıydı. Bir taraftan kredi verenler onu sıkıştırırken, diğer taraftan da bir sürü insan ödeme bekliyordu. Çok bunalmıştı ve hiçbir çıkış yolu bulamıyordu. Nefes almak için parka gitti. Bir banka oturdu, başını ellerinin arasına aldı ve bu durumdan nasıl kurtulacağını düşünmeye başladı.

Tam bu sırada birden, önünde yaşlı bir adam durdu. ‘Çok üzgün görünüyorsun. Seni rahatsız eden bir şey olduğu belli… Benimle Paylaşmak ister misin?’ diye sordu yaşlı adam. İşadamının yakınmalarını dinledikten sonra da, ‘Sana yardım edebilirim’ dedi. Çek defterini çıkardı. İşadamının adını sordu ve ona bir çek yazdı. Çeki ona verirken de şöyle dedi: ‘Bu para senin. Bir yıl sonra seninle burada buluştuğumuzda bana olan borcunu ödersin. Hadi al’ dedi. Ve yaşlı adam geldiği gibi hızla gözden kayboldu.

İşadamı elindeki çeke baktı. Çekte 500 bin dolar yazıyordu ve imza ise John Rockefeller’ e aitti, yani o gün için dünyanın en zengin adamına. ‘Tüm borçlarımı hemen ödeyebilirim’ diye düşündü. John Rockefeller’ e ait bu çekle her şeyi çözebilirdi. Ama çeki bozdurmaktan vazgeçti. Bu değerli çeki kasasına koydu. Onun kasasında olduğunu bilmenin güveniyle yepyeni bir iyimserlikle işine tekrar dört elle sarıldı. Büyük küçük demeden tüm işleri değerlendirmeye başladı. Ödeme planlarını yeniden yapılandırdı. İyi yapılan işler yeni işleri doğurdu. Birkaç ay sonra tekrar işlerini yoluna koyabilmişti.

Takip eden aylarda ise borçlarından tümüyle kurtulup hatta para kazanmaya başlamıştı. Tüm bir yıl boyunca çalıştı durdu. Tam bir yıl sonra, elinde bozulmamış çek ile parka gitti. Kararlaştırılmış saatin gelmesini bekledi. Tam zamanında yaşlı adamın hızla ona doğru geldiğini gördü. Tam ona çekini geri verip başarı öyküsünü paylaşacakken bir hemşire koşarak geldi ve adamı yakaladı. Hemşire ‘Onu bulduğuma çok sevindim, umarım sizi rahatsız etmemiştir’ dedi. ‘Çünkü bu bey sürekli olarak huzur evinden kaçıp, bu parka geliyor. Herkese kendisinin John Rockfeller olduğunu söylüyor’ diye ekledi. Hemşire adamın koluna girip onunla birlikte uzaklaştı.

İşadamı şaşkın bir şekilde öylece durdu kaldı. Sanki donmuştu. Tüm yıl boyunca arkasında yarım milyon dolar olduğuna inanarak işler almış, yapmış ve satmıştı.

Birden, hayatının akışının değiştiren şeyin para olmadığını fark etti.

Hayatını değiştirenin yeniden kendinde bulduğu kendine güven ve inançtı.

Başarının sırrı, kasamızda duran değil, kendi kalbimizde ve kafamızda olanlardır. Başka yerde aramaya gerek yok.

 

***

Bu hikayeden sonra Hz.Peygamberimiz zamanından bir hikaye ile de konuyu pekiştirelim.

Affedici olun…

Ebû Cehil’in oğlusun, adın İkrime!

21 yıl islamla savaşmışsın.

Allah Resûlü’nü “Oğlundan çektiğimi babasından çekmedim” dedirtecek kadar cok üzmüşsün…

Hicret gecesi Allah Resûlünü öldürmek için kapısının önünde kılıcıyla bekleyen 12 kişiden biri olmuşsun…

Mekke’nin fethedildiği gün bile kan dökmüş rahat durmamışsın…

Bu yüzden Efendimiz’in hakkında ölüm fermanı çıkarttığı ve “Kabenin örtüsüne sarılmış da olsalar öldürün” dediği isimlerden biri olmuşsun…

İman etmemekte inat edip kaçmışsın…

Nihayetinde Hanımın seni iman etme konusunda ikna etmiş…

Allahın Peygamberi senin, hanımınla huzuruna geldiğini haber alınca, yanındakilere “Hiç kimse babası hakkında kötü bir söz etmesin” diyecek kadar affedici olmuş.

Bütün malınla, enerjinle islamın karşısında mücadele etmişsin, ama Efendimizin huzurunda şehadet edip müslüman olunca bir söz vermiş ve demişsin ki; “Ya Resûlallah, bu güne kadar islamla ne kadar savaşmışsam, bu uğurda ne kadar gayret göstermişsem, ne kadar para harcamışsam, şimdi islam yolunda ve Allah için iki misli gayret gosterecek, iki misli harcayacağım.”

Müşrik saflarında islamla savaşmış, çoğu sahabenin kardeşinin, babasının, evladının ölümüne sebep olmuşsun, ama işte müslüman olmuştun artık, mescidde herkes seninle kucaklaştı, omuz omuza namaz kıldılar, sonra onlarla birlikte savaşlara katıldın, yaralandın…

Şimdi bizlere affetmek ne kadar zor geliyor, bağışlamak, barışmak ne kadar zor geliyor. Sanki Muhammed ümmeti değiliz, sanki o güzide ashabtan hiç nasibimiz yok. Bağnaz bir nefsin haklılık iddiasıyla kimlere küsmedik ki, kimlerin üzerini çizmedik, kimlere burun kıvırmadık ki?..

Bırakın islam yolunda bir yüce gönüllük göstermeyi, nefsini çiğnemeyi ve Allah için helalleşmeyi; üç beş kuruşluk geçici dünyalık için,birkaç kırıcı sözün karşılığı olarak bile anne babalara küstük, kardeşlere küstük, akrabaya küstük, komşuyla selamı kestik, yüzlerine bakmadık.

Ah İkrime, sen affedilenlerden biri olmakla adının yanına “radiyallahu anh” ünvanını aldın, sonra da “şehit” yazıldı adının başına…

Ey kardeşlerim!

Affedilen böylesine yükselirken, affedilmek cenneti kazanmaya vesile olurken; affedenin, helalleşenin makamı ne olur?

Varın siz düşünün!

Haydi helalleşelim!

Haydi Allah için bir adım atalım!

Haydi mükafatını ve karşılığını yalnızca Allah’tan bekleyerek bir kapı tıklatalım, bir telefon çaldıralım, bir tebessüm edelim!

Haydi, Peygamberimizin,İkrime’nin yanına geldiğini duyunca yanındakilere hiç kimse babası(ebu cehil) hakkında kötü bir söz etmesin” deyişini tekrar bir düşünelim!

Alnımız çatlarcasına düşünüp anlamaya çalışalım, zorlayalım kendimizi biraz!

 

Yorum Kapalıdır.